GÖSTERİ
Biz Süleyman Özer'in öğrencileriyiz. Hem Ağaçlıhüyük ilkokulu müdürüydü, hem de bizim sınıfın öğretmeniydi. Vefat ettiğini yeni öğrendim. "Allah Nur içinde yatırsın. Işıklar içinde uyusun" diyorum.
Süleyman Özer'in zamanında Ağaçlıhüyük ilkokulunda 23 Nisan coşku ile kutlanırdı. Akşam da genellikle beşinci sınıf öğrencilerininin rol aldığı gösteriler düzenlenırdi. Köyün çoğunluğu bu piyes denen gösterileri izlemek için okul bahçesinde toplanırdı. Ertesi gün de herkes karnesini alır ve okul 15 Eylüle kadar yaz tatiline girerdi.
1964 - 1965 Sezonunda beşinci sınıfta olduğumuz için gösteri görevi bize verildi. Arkadaşım Cengiz, rol gereği Fatih Sultan Mehmet olmuştu. Ben de Fatih Sultan Mehmet'in akıl hocası Akşemseddin olmuştum.
Piyesin konusu: İstanbul'un Fethi ve Fatih Sultan Mehmet'in at üstünde İstanbul'a girerken, "Bundan sonra ne yapmalıyım?" diye Akşemseddin'e akıl danışması üzerineydi. 23 Nisan yaklaşırken rollerimizi ezberlemeye çalışıyorduk.
Yalnız bir sorun vardı. At işini nasıl yapacaktık? Öğretmenimiz beşinci sınıfı topladı. Bu sorunu aramızda tartışmaya başladık:
- Öğretmenim, bu piyeste rol alan her öğrenci kendi evinden bir oklava getirsin!.. Oklavaları at olarak kullanırız.
- Olmaz!.. Annelerimiz nasıl hamur işi yapacak, nasıl bazlama açacak?
Sınıfımızın en sivri akıllısı Kemal Balaman parmak kaldırdı.
- Söyle Kemal!.. Ne yapacağız? Nasıl yapacağız?
- Öğretmenim, dere kenarında yuvarlak içi boş boru şeklinde kargılar olur. Onlardan kesip getirsek, her birinden üç tane at çıkarırız.
Bu öneri Süleyman öğretmenin aklına yattı. Gözleri parladı:
- Aferin Kemal!.. Seni Ulubatlı Hasan rolünü veriyorum!.. İstanbul surlarına Türk Bayrağı dikeceksin!..
Beklenen gün gelip, çatmıştı. Sabah erkenden uyanıp, işe gitmeye hazırlanan babamı yakaladım:
- Buba, gösterime gelirsin değil mi?
- Ne yazık ki gelemeyeceğim oğlum. Şimdi ben Cemil beylere tarla sulamaya gidiyorum. Eve yarın sabah gelebilirm. Anneni yalnız bırakma, ona yardım et!..
Babam gider gitmez, harıma doğru koştum. Annem süzgeçli bir teneke ile çiçek fidelerini suluyordu. Beni görünce şaşırdı:
- Ne edivaten len sen burda? Sabahın köründe niye kalkıp, gelivaten? Gidip yatsana!..
Annemin boynuna sarıldım:
- Benim bu akşam gösterim var. Gelirsin değil mi ana?
Annem elindeki süzgeci bırakıp, bana sarıldı ve başımı okşamaya başladı:
- Son beşiğin benim!..
Annem beni oldum olası hep böyle severdi. Nedenini de yıllar sonra anladım.
- Gelivatırın gari!..
Bu sözü duyunca, sevinçle okul kıyafetlerimi giyip, hoplaya zıplaya okulun yolunu tuttum.
Akşam oldu kartondan surlar yapıp, sahnenin ortasında koyduk. Köy halkı toplanınca, Bizans askeri rolündeki arkadaşlar kartonların iç tarafında, Türk askeri rolündeki arkadaşlar kartonların dışında saf tuttu.
Süleyman öğretmen pikaba bir plak koydu. Önce bir cızırtı, sonra da top sesleri, kılıç şakırtıları ve Allah Allah sesleri ortalığa inletirken perde açıldı. Ulubatlı Hasan rolünü kapan Kemal Balaban ve ekibi Bizans askerleri ile tahta kılıçlarla savaşmaya başladı. Sonunda surlara Türk bayrağı dikildi. Alkışlar eşliğinde perde kapandı. Türk bayrağı takılmış karton hariç, sahnedeki surlar kaldırıldı.
Perde yeniden açıldı. Süleyman öğretmen:
- Haydi Cengiz!.. Haydi Zeki!.. Göreyim sizi!...
Der demez bacak aramızdaki kargılarla dıgıdık dıgıdık sahneye daldık. Seyirciler bize kahkahalarla gülmeye başladı. Bazıları yere düşmemek için karınlarını tuta tuta gülüyordu.
Cengiz bana baktı, ben Cengiz'e baktım. Ne yapacağımızı şaşırmış halde bakışırken, perde kapandı ve öğretmen bizi geri çağırdı.
Seyirciler hâlâ kahkahalarla gülmeye devam ediyorlardı.
Perde tekrar açıldı Süleyman öğretmen sahneye çıktı:
- Arkadaşlar!.. Lütfen gülmeyelim. Çocuklarımızın moralini bozmayalım!..
- Ama hocam, çocukların apış arasındaki değneklerle dıgıdık dıgıdık sahneye girmesi çok komik oluvatı.
- Olabilir, biz profesyonel tiyatro grubu değiliz. Sizin çocuklarınızla amatörce bir şeyler yapmaya çalışıyoruz.
Öğretmenimiz böyle konuşunca, herkes sessizliğe büründü ve perde kapandı.
Perde tekrar açıldı. Cengizle ben dıgıdık dıgıdık sahneye daldık.
Bu defa büyük bir alkış tufanı koptu.
- Akşemseddin Hocam, İstanbul'u fethettik!.. Bundan sonra ne yapmamız gerekir?
- Padişahım, ilk yapacağız şey şehitlerimizin cenazelerini kaldırıp, yaralılarımızın yaralarını sarmaktır. Esir aldığımız yaralı askerlerin de yaralarını sarmalıyız.
- Bu konuda ilgililere hemen talimat vereceğim. Başka bir öneriniz var mı Hocam?
- Padişahım şehrin dört bir yanında aşevleri açalım. Fakir fukarayı aç bırakmayalım.
- Uygundur Hocam. Bunun için de hemen ferman çıkaracağım.
Bu sözlerden sonra alkışlar eşliğinde perde kapandı.
Süleyman öğretmen yanımıza gelip bizi kutladı
- Aferin çocuklar!.. Beni utandırmadınız!..
Bizim gösteri bitince, öbür arkadaşların gösterisi başladı. Ben de sahne kıyafetimle, pamuktan yapılmış beyaz sakallarımla seyirciler arasında annemi aradım. Göremeyince, üzüldüm.
Bizim köyde havalar sıcak olduğu için herkesin kapısı, penceresi açıktır. Herkes birbirini tanıdığı için asla hırsızlık gibi şeyler olmazdı.
Eve gidip baktım. Kadıncağız uyuya kalmış. Pencereden vuran ayın şavkı annemin yüzünü öyle güzel gösteriliyordu ki. Sahne kıyafetim ile beni görsün diye uyanmasını bekledim. Sessizce yanına oturup, onu izlemeye başladım.
Birkaç dakika sonra uyandı. Sahne kıyafetimle beyaz sakallarımla beni görünce çok korktu. Bir yandan salavat getiriyor, bir yandan da titreyen elleriyle lambayı yakmaya çalışıyordu. Kibriti çakıp, lambaya götürene kadar ateş sönüyordu.
Kibriti elinden alıp, lambayı yaktım.
Şaşkın şaşkın yüzüme baktı:
- Sen kimsin?
- Korkma ana benim!.. Ben Zeki!..
O kadar çabama rağmen annemi inandıramadım. Pamuk sakallarımı çıkarmak zorunda kaldım:
- Benim Zeki olduğumu şimdi inandın mı ana?
- Ah ülen Zeki!.. Senin yüzünden ödüm kopuvatı!.. Çabuk bana bir maşrapa su ver!..
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
MÜZİK
Kulaklarımıza hoş gelen ölçülü ve uyumlu seslere müzik denir. Saz, keman, cümbüş, darbuka, klarnet ve piyano vs gibi ögelere de müzik aleti denir. Müzik aletlerinin uyumuyla şarkı veya türkü söyleyen kişiye ses sanatçısı denir.
Eskiden şarkılar ve türküler plaklara kaydediliyor, gramofonlarla dinleniyordu. Sonra da plak çalan pikaplar piyasaya çıktı. Daha sonra teyplerle dinlenebilen kaset devri başladı. En sonunda CD ve MP3 furyası başlayınca kasetlerin papucu dama atıldı. Teknoloji gelişince müzik aletlerini taklit eden orglar çıktı. Cep telefonuyla bile kaliteli videolar çekilmeye başladı.
Ünlü bir ses sanatçısı olmanın yolu tesadüflere bağlıydı. Siz inşaatta harç kararken, tuğla taşırken, demir bağlarken türkü veya şarkı söylersiniz. Sesiniz ne kadar güzel olursa olsun; bir müzik yapımcısının dikkatini çekerseniz ünlü oluyordunuz. Bu da Milli Piyango'da büyük ikramiyenin size çıkması gibi bir şeydi.
Günümüzde ise ünlü bir ses sanatçısı olmanın yolu YouTube'dan geçiyor. Kendinizi şarkı, türkü söylerken videoya çekiyorsunuz ve YouTube'a yüklüyorsunuz. İzlenme sayısında patlama olursa: Ünlü oluyorsunuz.
Düğünlerde şarkı, türkü ve oyun havaları çalan piyanist şantörler bile YouTube sayesinde dünya çapında tanınır oldu.
Ne yazık ki sağlığında değeri bilinmeyen bazı ses sanatçılarımız vefat ettikten sonra YouTube sayesinde ünlü oldu.
Şimdi gelelim esas konuya: Sesiniz çok güzel. Söylediğiniz şarkı veya türkü de güzel. Ama teknik açıdan zayıfsa: Yaptığınız videonun müziği kulakları tırmalar.
Bazı şarkılar, türküler ve onlara ses veren sanatçılar vardır. Bunlar zaman geçtikçe yıllanmış şarap gibi değerlenir. Ama o eserler zamanla aşınır ve o sesi dinlemek zor olur.
Aşınmış eserleri teknik açıdan düzeltmek mümkündür.
İşte bu YouTube kanalı aşınmış eserlerin ses izlerini aslına sadık kalarak onarmaktadır.
Bu YouTube kanalının işi: Kötü olanı iyi, iyi olanı daha iyi, güzel olanı daha güzel yapmaktır.
Teknik açıdan en kaliteli müziği dinlemek isterseniz: Lütfen YouTube kanalıma abone olunuz.
Eskiden şarkılar ve türküler plaklara kaydediliyor, gramofonlarla dinleniyordu. Sonra da plak çalan pikaplar piyasaya çıktı. Daha sonra teyplerle dinlenebilen kaset devri başladı. En sonunda CD ve MP3 furyası başlayınca kasetlerin papucu dama atıldı. Teknoloji gelişince müzik aletlerini taklit eden orglar çıktı. Cep telefonuyla bile kaliteli videolar çekilmeye başladı.
Ünlü bir ses sanatçısı olmanın yolu tesadüflere bağlıydı. Siz inşaatta harç kararken, tuğla taşırken, demir bağlarken türkü veya şarkı söylersiniz. Sesiniz ne kadar güzel olursa olsun; bir müzik yapımcısının dikkatini çekerseniz ünlü oluyordunuz. Bu da Milli Piyango'da büyük ikramiyenin size çıkması gibi bir şeydi.
Günümüzde ise ünlü bir ses sanatçısı olmanın yolu YouTube'dan geçiyor. Kendinizi şarkı, türkü söylerken videoya çekiyorsunuz ve YouTube'a yüklüyorsunuz. İzlenme sayısında patlama olursa: Ünlü oluyorsunuz.
Düğünlerde şarkı, türkü ve oyun havaları çalan piyanist şantörler bile YouTube sayesinde dünya çapında tanınır oldu.
Ne yazık ki sağlığında değeri bilinmeyen bazı ses sanatçılarımız vefat ettikten sonra YouTube sayesinde ünlü oldu.
Şimdi gelelim esas konuya: Sesiniz çok güzel. Söylediğiniz şarkı veya türkü de güzel. Ama teknik açıdan zayıfsa: Yaptığınız videonun müziği kulakları tırmalar.
Bazı şarkılar, türküler ve onlara ses veren sanatçılar vardır. Bunlar zaman geçtikçe yıllanmış şarap gibi değerlenir. Ama o eserler zamanla aşınır ve o sesi dinlemek zor olur.
Aşınmış eserleri teknik açıdan düzeltmek mümkündür.
İşte bu YouTube kanalı aşınmış eserlerin ses izlerini aslına sadık kalarak onarmaktadır.
Bu YouTube kanalının işi: Kötü olanı iyi, iyi olanı daha iyi, güzel olanı daha güzel yapmaktır.
Teknik açıdan en kaliteli müziği dinlemek isterseniz: Lütfen YouTube kanalıma abone olunuz.
POPÜLER YAYINLAR
-
- A - Ab: Su. Ab: Kusur, kayıp, eksiklik. Aba: Genellikle yünden yapılmış giysi. Saygıdeğer, saygıya layık kişi bazı Türk boylarında “ana...
-
Bir güzele sevdalandım, Tozdum Ayşe Ayşe diye. Hem aklımı, hem fikrimi, Bozdum Ayşe Ayşe diye. Tam boyuma göre boyu, Hep huyuma benzer...
-
Benimle ağladı, benimle güldü, Gözünün içine baktığım kadın. Bazen mutlu oldu, bazen üzüldü, Her gece sarılıp yattığım kadın. Seneler b...
-
Bir giysi tanıdım hâlâ umuttu, Arada sırada düğmesi koptu. Nereye gittiyse bulup getirdik, Verdiği sözleri yine unuttu. Bir giysi tanıd...
-
Yine gelsin, baş köşeye kurulsun, Sohbete renk katsın Artvinli Remzi. Gönlü hoş tutulsun, fikri sorulsun, Hayatı anlatsın Artvinli Remzi....
-
Reyting ustası oldu bol bol reklam koyanlar Televizyona çıktı dul baylar, dul bayanlar Kim kimi beğenecek, kim kimle evlenecek? Seyretmeye b...
-
Ders çalış bitir liseyi Deyom deyom anlameyon Gir de kazan ÖSS'yi Deyom deyom anlameyon Sınav bir yarıştır deyom Kitabı karıştır deyom ...
-
Haksızlığa isyan eder, Duramaz Beşvakit Ahmet. Vur Ahmet, kır Ahmet derler, Vuramaz Beşvakit Ahmet. Bisiklettir arabası, Vermez ki benzin p...
-
Sonsuzluğa gitmeseydin, Kendini özletmeseydin. Bu millet seni arıyor, Keşke yeniden gelseydin. Yine atına binseydin, Batıya doğru sürs...
-
Yorgun argın işten çıkar, Bezgin bakar Kel İsmail. Suya sokar kel kafayı, Her gün yıkar Kel İsmail. Bir tarak alır eline, Geçer aynanı...











Hiç yorum yok:
Yorum Gönder